Duygusal Minimalizm

Sade yaşam ya da minimalist bir hayat tarzı denince akıllara hep eşyalar geliyor. Evet, sahip olduğumuz eşyalar bize sahip oluyor bu çok doğru bir gözlem, ancak sahip olduğumuz duygulara ne demeli? İhtiyacımız olmayan eşyaları çekmecelere koyuyoruz da duygularımızı ne yapıyoruz?

Soyut bir kavram olarak duyguyu kavramak oldukça zor. Özünde belki temel birkaç duygu olmakla birlikte, sınırsız duygunun tanımı yapılabiliyoruz. Mesela kendine güven duygusu denir? Bu bir duygu mudur yoksa durum mu belirtir? Ya da sevindiğinizde neden ağlarız? Peki sahipsiz ve gereksiz duygularımız gerçekten ne oluyor? Duygusal minimalizme ulaşmak mümkün müdür?

Aslında duygusal minimalizme ulaşmak mümkün. Sonuçta duygulara olan yaklaşımımızı eşyalara olan yaklaşımımız gibi ele alırsak, yani öze inersek, kişinin hangi duyguyu neden hissettiğini anlamamız gerekir. Bunun için de insan önce kendisini tanımalı, hissetiklerini neden hissettiğini bilmesi gerekir.

Duygusal minimalizmin zıttında duygusal karışıklık ya da duygusal dağınıklık vardır. Günlük hayatımızdaki koşuşturmacanın içerisinde insan bu duygusal dağınıklığı toplayamıyor.

Duygusal Dağınıklıktan Nasıl Kurtulabiliriz?

Öfke

Duygu dağınıklığından kurtulmak için neler yapılabilir? Öncelikle, kızgınlık gibi yıkıcı duygulardan kurtulmak gerekiyor. Kızgınlık ya da öfke kişinin kendisinden çıkabileceği gibi dış etkenlerden dolayı da olabilir. Bu durumda öfkenin kaynağını bulmak  oldukça önemli. Sade bir yaşam için öfkenin minimize edilmesi gerekiyor. Lunaparklardaki trenler gibi bir anda yükselen bu duygu eğer kontrol edilmez ve farklı alanlara kanalize edilmezse bir anda hızlanarak hem bizim için hem de karşı taraf için yıkıcı olabiliyor. Sakinleşmeye çalışmak ve nefes egzersizleri öfke kontrolü için ilk adım olabilir. Eğer öfke sürekli bir şekilde varsa spor gibi enerji harcanan ve rekabetin olduğu ortamlarda farklı bir şekilde dışa vurulabilir.

Öte yandan öfkeli olduğumuz anlarda biraz kendimizi dinlememiz ve aklımızdan geçenleri hemen söylememiz duygusal zararları da azaltacaktır. Ancak duygularımızı kendi içimize atmamız ve kendimizle ya da hislerimizin kaynağı olan kişilerle sakinleştikten sonra paylaşmamız gerekmekte.

Kıskançlık

Azaltmamız gereken diğer bir negatif duygu da kıskançlıktır. Minimalist bir yaşam tarzı için çıkış noktalarımdan birisi, Aristo’nun demiş olduğu “Zenginlik ne kadar fazla şeye sahip  olduğunuz değil, ne kadar az şeye ihtiyacınız olduğu” sözüdür. İnsanlar eğer bir şeye sahip değilse birbirlerini kıskanır. Ya da takıntılı bir şekilde o şeyi elde edene kadar kendini yer bitirir. Başarılı olmamız için önemli bir motivasyon kaynağı olmakla birlikte zararlı olabileceği göz önünde tutulup bizim ana motivasyon kaynağımız nedenimiz olmamalıdır.

Korku ve Şüphe

Korku da heyecan gibi hayatta kalmamızı sağlayan temel bir duygu. Ancak korkunun fazlası bir güvensizlik durumu içerir ve kendimize olan güvenimizi kaybetmemize neden olabilir. Korkunun kaynağı bilgisizlik olduğu için duruma hakim olmak ve kişinin kendisinden mümkün olduğunca emin olması gerekmektedir. Örneğin sunumlara çıkmadan önce genellikle bir korku durumu olur. Acaba yapabilecek miyim ya da acaba yanlış bir şey söyler miyim korkusu ile kendime olan güvenimde hafif titreşimler olur. Nedeni sürecin nasıl sonuçlanacağını bilmememizden kaynaklanıyor. Bunun bir diğer örneği, işlerimin oldukça yoğun olduğu bir dönemde evden çıktıktan sonra acaba ocağı açık mı bıraktım şüphesiydi. Bunun temel nedeni o sıralar hafızama güvenmiyor oluşumdu. Bu deneyim, duyguların kişinin kendini telkin etmesiyle nasıl değiştiğini göstermişti bana. Aslında ocağı kapattığımı hatırlamaya çalışsam ve kendimi o sırada o işe versem böyle şüphelerim olmayacaktı. Yani biraz oda, biraz bilgi ve biraz da kendine güven korkunun vermiş olduğu güvensizliği yenmektedir.

Mutluluk

Mutluluğun burada olması beni şaşırttır doğrusu. Yazıya başlarken hep negatif duyguların minimize edilmesinden bahsetmiştim ama minimalist bir yaşam demek her şeyin az olduğu değil, önemli ve öncelikli şeylerin kararında olduğu bir yaşam tarzıdır. Bu nedenle mutluluğu takıntılı bir hale getirmek kişinin genel mutluluk seviyesini negatif bir şekilde etkileyebilir. Her şey kıvamında güzel bu nedenle de mutluluğu maksimum bir seviyede olduğu bir durumda elbet farklı sorunlar çıkacaktır. Aklıma bu bakış açısı “Cesur Yeni Dünya” adlı bir kitabı getiriyor. Eğer biraz bilimkurgu biraz da ütopya/distopya edebiyatı seviyorsanız hazır yeri gelmişken öneririm.

Sonuç olarak insan duygularıyla var, negatif de olsa bu duygular bizimle birlikte var ve her ne kadar negatif de olsa bu duyguları yok etmek, sürekli mutlu olmak mümkün değil. Ayrıca mutsuzluk olmalı ki insan mutlu anların kıymetini bilsin. Amaç da anlamlı anları ve duyguları tutmak, anlamsız ve zararlı duygulardan kurtulmak olmalı. Bu yazıyı bir sözle bitirmek istiyorum.

“Hayatınızı sürekli ve acımasızca düzenleyin, ne de olsa bu sizin kendi şaheseriniz.”N. W. Morris

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s